Radikal
- Temmuz 1, 2008
Adalet ki ilk gün gelmez, 14 yıl sonra gelse de fark etmez
14 yılda bir adım ilerlemeyen adalet - 1993’te katıldığı izinsiz Nevruz gösterisinde gözaltına alındıktan sonra karakolda vurularak öldürülen Vedathan Gülşenoğlu’nun yılan hikâyesine dönen davası AİHM’yi bile çileden çıkardı
İSTANBUL - Vedathan Gülşenoğlu, izinsiz bir gösteri sonrası götürüldüğü karakolda bir trafik polisi tarafından vurularak öldürüldü. Tüm hukuk skandalları sanki bu dosyada bir araya gelmişti: İlk başta, “Elinde bomba patladı” denildi, öldürüldüğü anlaşılınca silah çektiği öne sürüldü. Dava altı yıl boyunca ‘tanık bulunamadığı için’ ertelendi. Sanık polis, arandığı bir yıl boyunca görevi başındaydı ve cinayet silahını taşıyordu. Teslim olduğunda ‘Rahşan Affı’ çıkmıştı, üç ay cezaevinde kalıp salıverildi. Zaten altı yıl yatacaktı fakat savcı ‘cezalandırılmamasını’ istedi…
Gülşenoğlu’nun 14’üncü yılını geride bırakan davası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni (AİHM) bile isyan ettirdi. Sabrı, ‘iç hukuktan’ önce tükenen AİHM’in cezalandırdığı Türkiye, ‘Gülşenoğlu Davası’nda yine sınıfta kaldı.
Mardin’de, 1974 yılında doğduğunda adını ‘Velathan’ koydular. Nüfus kütüğüne bu adla kaydedilmesine izin verilmedi. Çünkü adıKürtçeydi. Benzer bir Türkçe ad buldular: Vedathan. Velathan’ın yitirildiği ilk gün belki de o gündü.
Derik’te büyüdü. İlçenin düz lisesini bitirip Marmara Üniversitesi Fransız Dili Bölümü’nü kazandı. Ve 1993’te, 19 yaşındayken İstanbul’a geldi. Bir yıl sonra 22 Mart’ta, İstanbul’da izinsiz ‘Nevruz’ kutlamaları vardı. Gülşenoğlu Kasımpaşa’da, bir bankaya molotofkokteyli atılan gösteride, kalabalıktaydı.
İç hukuk böyle tükendi!
AİHM’de 8 Kasım 2007’de karara bağlanan ‘Gülşenoğlu Dosyası’na göre, Vedathan’ın vurulduğu o gün ve sonraki 14 yıl bir iç hukuk trajedisiydi. Bu tradeji Gülşenoğlu kararına şu satırlarla yansıdı:
Gülşenoğlu ve arkadaşı İ.M. üç trafik polisince gözaltına alındı. Kelepçe takılmamış, ceketleri başlarına geçirilmiş halde Kasımpaşa Karakolu’na getirildiler.
Gülşenoğlu ile polis Abdullah Bozkurt’un girdiği odadan silah sesi duyuldu. Gülşenoğlu, Taksim İlkyardım Hastanesi’ne götürüldü. Polisler Gülşenoğlu’nun elinde bomba patladığını söyledi. Ertesi gün yapılan otopside, vurularak öldürüldüğü anlaşıldı.
Aynı gün kriminal polis laboratuarı, olayda kullanıldığı ileri sürülen iki silah saptadı. Biri, polis Bozkurt’a ait ‘Parabellum’ tabancaydı. Mermi bu silahtan ateşlenmişti. Diğeriyse, Gülşenoğlu’na ait olduğu iddia edilen ‘Browning’ marka silahtı. İddiaya göre Gülşenoğlu, Bozkurt’a silah çekmiş, boğuşma olmuş ve silah patlamıştı.
25 Mart’ta olay yeri inceleme tutanağı hazırlandı. Tutanakta imzası olan sekiz polisten biri de sanık Bozkurt’tu. Savcı, 3 Haziran’da cinayet suçlamasıyla dava açtı.
İlk duruşma 8 Eylül’de görüldü. Duruşmalar 1995’e kadar sürdü. Ancak Bozkurt ile gözaltına alınan polis M.B. ve bekçi M.T. katılmadığı için 21 Eylül 1995 ile 4 Temmuz 1996’ya kadarki duruşmalar ertelendi. Bekçi M.T. ancak 4 Temmuz 1996’da dinlenebildi. Fakat M.B. bulunamadığı için bu kez 4 Temmuz 1996-18 Ocak 2000 arasındaki 12 duruşma ertelendi.
Polis M.B. nihayet 18 Ocak 2000’de dinlenebildi. Aynı gün mahkeme, Bozkurt hakkında tutuklama kararı verdi.
Bozkurt, bir yıl bulunamadı. Ancak bu dönemde Isparta’da görevi başındaydı. 12 Ocak 2001’de teslim oldu. 23 Ocak’taki ilk duruşmada, ‘Rahşan Affı’ diye bilinen yasadan yararlanmak için başvurdu. Tutuksuz yargılanmak istiyordu. Zaptedilen silahı, Gülşenoğlu’nu öldüren silahtı. Cinayetten sonra bu silaha el konulmamıştı.
13 Nisan’da tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Cezaevinde sadece üç ay kaldı. Mahkeme, 28 Haziran 2001’de Bozkurt’a 20 yıl hapis verdi. Rahşan Affı uygulanan ceza 10 yıla düştü. Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’na göre cezanın beşte ikisini yatacaktı.
Dosya iki kez Yargıtay’da bozuldu. Yargıtayın 3 Mayıs 2004’teki son bozma kararında ilk temyizden farklı olarak, Gülşenoğlu’nun silah çekip çekmediği anlaşılmadan karar verildiği eçen eylemin eski Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 49. maddesi kapsamına alınması istendi. Buna göre Bozkurt, nefsi müdafada’ bulunduğu için cezalandırılmamalıydı!
AİHM, göz ardı edemedi
Vedathan’ın ağabeyi Can Gülşenoğlu, 12 Temmuz 2001’de AİHM’ye başvurdu. Mahkeme, 8 Aralık 2007’de Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ‘yaşam hakkını’ düzenleyen 2. maddesini ihlal ettiği için 15 bin avro tazminat ödemesini kararlaştırdı. AİHM, Türkiye’nin “İç hukuk yolları tükenmedi” itirazını reddetti.
AİHM; kararda, soruşturma süresini hızlı ve etkili bulmuyor, büyük ertelemeler olduğunu vurguluyor ve “Özellikle polis M.B’yi bulmanın mahkemenin dört yıl dört ayını almasını göz ardı edemiyor”du.
Yargıtay’ın temyizinden sonrada, 2004’ten 2008’e kadar tam sekiz duruşma geçti. Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 27 Mart 2008’de görülen duruşmada cumhuriyet savcısı temyize uyup TCK 49’un uygulanmasını istedi. Karar, önceki günkü (27 Haziran) duruşmaya bırakıldı. Ancak iki duruşma önce mahkeme başkanı değiştiği ve hâkim, dosyayı inceleyemedi için duruşma 18 Kasım 2008’e ertelendi…
Can Gülşenoğlu, 15 bin avroluk tazminatın üçte birini İnsan Hakları Derneği’ne üçte birini yakınını faili meçhul cinayetlerde yitiren ailelere, üçte birini de kardeşi için avukatı Fatma Karakaş ile yazacakları kitaba ayırmış.

You must be logged in to post a comment.