Hürriyet
- Nisan 21, 2008
Hatalıdır: Yüzde 79.2
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül 23 Nisan Bayramı nedeniyle liderleri Çankaya Köşkü’nde bir öğle yemeğine davet etti. Özel bir gündem maddesi yoktu. Yalnızca bir bayram yemeğiydi.
Devlet Bahçeli kabul etti. DTP, Ahmet Türk kabul etti. Bir tek Deniz Baykal bu daveti geri çevirdi. Gerekçe olarak da, “Biz olaÄŸanüstü durumlar dışında CumhurbaÅŸkanı’nın davetlerine gitmeme kararı aldık” dendi… DoÄŸrusu bu durum ilgimi çekti.
Acaba Baykal bu kararında haklı mıydı? Hurriyet.com.tr bu konuda bir anket başlattı. İki karşı görüş vardı:
BİRİNCİ GÖRÜŞ: CHP, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına karşı çıkmıştı, tarafsız bir cumhurbaşkanı gelmesini istemişti. Ve Gül cumhurbaşkanı seçildikten sonra CHP zorunlu haller dışında Köşk’e çıkmama kararı almıştı. Bu karar doğrultusunda resmi bir gündem maddesi olmadığı için Cumhurbaşkanı’nın teklifini geri çevirmesi normaldir.
İKİNCİ GÖRÜŞ: 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’dır. Bütün dünyaya karşı ulusal egemenliğimizin simgelendiği bir gündür. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, anayasal süreç içerisinde ulusal egemenliğin kullanıldığı TBMM tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanıdır. Böyle günlerde kurumlar arası uyum bütün dünyaya gösterilmelidir. Ulusal egemenliğin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin temsil edildiği Cumhurbaşkanlığı makamına saygı için Deniz Baykal bu davete katılmalıydı. CHP yanlış yapmıştır.
Ve dün saat 12.00 itibarıyla bu anket için 387 bin kişi oy kullandı. Ortaya çıkan sonuç şöyle:
Kullanılan oy: 387 bin 720
Baykal hatalıdır: 306 bin 996 kişi (Yüzde 79.2)
Baykal haklıdır: 79 bin 513 kişi. (Yüzde 20.5)
Fikrim yok: 1211 kişi (Yüzde 0.3)
387 bin kişi ciddi bir anket katılımıdır. Bu sonucun oransal mesajı kadar önemli bir başka boyutu daha var. O da şudur:
- Siyasi kavgalara Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kurumlarını karıştırmayın. Anayasa Mahkemesi, TSK ve CumhurbaÅŸkanlığı gibi…
Sanıyorum vatandaşın en saf talebi budur…
İKİNCİ YAZI
NEFRET
ACABA diyorum; içine yuvarlandığımız şu Türkiye manzarasına, biraz uzaktan bakabilir miyiz?
Bağırtıları, suçlamaları, kavgaları, küfürleri, iddianameleri, biat ve tarikat keskinliÄŸini, laikliÄŸin tapınaklarını, savcıları, polis soruÅŸturmalarını, kanun hükmünde kararnameleri, devlet koltuklarını, telefon dinlemelerini, “ben” diyen o kükremeleri, paranoyaları, komploları, ruhumuzu ÅŸoke haberlere geren ve hayatımızı delik deÅŸik eden ne varsa bütün bunları, tükenmekte olan bir filmin son sahnesine yükleyip baÅŸka bir mekán ve açıdan yeniden o manzaraya doÄŸru bakabilir miyiz acaba?
Acaba diyorum;
Belki de bir ermiÅŸin sessiz ve sakin odasından…
Bütün “insani hırsları” geçerek…
Bütün açıları zorlayarak, bilinen tabuları, yaftaları, mühürleri aşarak bakabilir miyiz?
Bir cumartesi sabahı ben denedim…
Bilinen ve bilinmeyen deÄŸiÅŸik açılardan baktım…
ÖrneÄŸin kendisini “mutlak doÄŸrunun sesi” ilan etmiÅŸ siyasetçinin devasa kürsüsünden baktım.
Ya da tam karşı tarafta hükümetin Türkiye’yi sattığına inanan o bürokratın titrek dosyasından…
KiÅŸisel çıkarı için belki de statüsünü sürdürebilmek için BaÅŸbakan’ı mutlu edecek yazıları yazan bir gazete köşesinden…
“Tamam iÅŸte, nihayet Müslümanlar iktidar oldu ama statükocu çeteler buna izin vermiyor” diyen saf inancın kör öfkesinden…
Ve “Bu iktidarın gizli ajandası var. Ülkeyi din eksenli bir yönetime götürüyor” diyen uyarıcının gümbürtülü yürüyüşünden… Statükonun demokrasiye tahammülü olmadığına inanan sessiz kalemin penceresinden… Paranoyanın, komplonun izbe maÄŸaralarında, ıslak böceklerin, sinsi örümceklerin arasından da baktım… Ve iÅŸte öylece sordum: Acaba bütün bu açılardan bakınca;
Ve bütün bunları en masum filtrelerde süzdükten sonra; Geriye ne kalıyor? Ve gördüm ki geriye bir tek ÅŸey kalıyor… Hepimizi kuÅŸatan o tek ve hákim duygu…
Nefret… Nefret… Nefret…
Herkesin birbirine yüklediÄŸi o kör kamplaÅŸma… Birbirinden nefret eden, birbirini suçlayan yazarlar, siyasetçiler, iÅŸadamları, bürokratlar, imamlar, aydınlar, polisler… İşte bir cumartesi günü üzerimize doÄŸru kapanan büyük bir aynada gördüğüm tek ÅŸey bu.
Nefret… Nefret… Nefret…
İşte alınlarımıza yapışan saplantı bu. Nefret… Ve iÅŸte bu yüzden ÅŸimdi diyorum ki: Bırakın Avrupa mahkemelerini, ABD kongrelerini. Bırakın “büyük AB’İ Barosso” arayışlarını… Önce kalbimizdeki bütün sanık ve tanık sandalyelerini kıralım ve içimizdeki en büyük jüriye şöyle diyelim:
Kim benden nefret ediyorsa eÄŸer… Hata bendedir. Özür dilerim…
Diyebilir miyiz acaba?
ÜÇÜNCÜ YAZI
CHP KURULTAYI KÜSKÜNLERİN ÖNDER SAV’LA HESAPLAÅžMASI MI
CHP içinde bir kulis faaliyeti sürüyor. Soru şu:
- Baykal küskünleri yeni genel başkan adaylarını Önder Sav’dan intikam almak için mi destekliyorlar?
Şöyle de özetlenebilir:
- Eğer mesele Eşref Erdem ya da benzeri birkaç küskünün Önder Sav’la hesaplaşmasıysa bu yakışmaz..
Çünkü ÅŸu anda Umut Oran, Haluk Koç gibi adaylarının çevresinde yer alan eski isimlerin çoÄŸunun meselesi Önder Sav’la… Bu kurultayda Baykal’ın deÄŸiÅŸmeyeceÄŸini biliyorlar. Yalnızca Önder Sav’a karşı bir güç gösterisi yapmaya çalışıyorlar. EÄŸer verdikleri destek bunun içinse hem genel baÅŸkan adaylarına karşı hem de sosyal demokrasiye karşı ayıp ediyorlar… Hedef, parti binasındaki genel sekreterlik makamından ve kurultay salonundan çok daha büyük olmalı…
DÖRDÜNCÜ YAZI
SORUÅžTURMA
TURİZM Bakanı Ertuğrul Günay’a sordum:
- Masmavi denizi molozla doldurduğu için bir şirkete turizm ödülü verilmesi görülmüş müdür?
Günay da öfkeli:
- Böyle rezalet olur mu? Hiçbir ÅŸekilde kabul edemiyorum. SoruÅŸturma açtırttım…
- Peki Vali Bey’e sordunuz mu? Bu şirkete nasıl ödül vermişler.
- Sordum, kaymakam kendi aklından böyle bir karar vermiş..
Evet iÅŸte böyle… Alay eder gibi deÄŸil mi? Mehmet Nazif Günal’a ait bir ÅŸirket denizi dolduruyor. Ceza kesiliyor. Ama üç gün sonra MuÄŸla ValiliÄŸi, o ÅŸirkete ibreti alem için turizm ödülü veriyor… Bakan kızgın. Vali kızgın. Kaymakam kızgın. Ödülü veren turizm müdürü kızgın. Ama ödül tamam. İşte böyle… Dünyanın en güzel koyları “beton kafalı”ların elinde ölüyor…
Anladığım ÅŸudur ki, Türkiye’nin en uzun kıyı ÅŸeridine sahip olan MuÄŸla İli Valisi o coÄŸrafyayı yeterince dolduramıyor… Turizm Bakanlığı’nın da yorumu böyle… Aslında bu tür valilikler uzmanlık isteyen makamlar… Düşünün ki Bodrum’dan Marmaris’e, oradan Datça’ya, KöyceÄŸiz’e kadar uzanan bir kıyı ÅŸeridinin valisi daha bir yelkenliye, bir gulete binip örneÄŸin Gökova’ya açılmamış…
Hisarönü nedir bilmez. Yedi adalarda bir güneÅŸ nasıl batar? Baharla birlikte doÄŸa güneÅŸe nasıl uyanır? Balıklar gece yarısı hangi yakamozun üzerinden atladığında o koyda o ıssız şıpırtı duyulur? Bir rüzgár bir yelkene nasıl dolar? Bir ahtapot nasıl eÅŸeler kayaların altında yuvasını… Vatanseverlik demek yalnızca ülke uÄŸruna ÅŸehit vermek deÄŸildir. Vatanseverlik aynı zamanda uÄŸruna ÅŸehit düşülen o ülkenin doÄŸasını korumaktır.
BEŞİNCİ YAZI
ANKARA’YA ÇOK ÖZEL BİR NOT
HERKES soruyor: Petrol fiyatları aşırı yükseldi. Neden? Tümüyle olmasa da bu sorunun cevabını yakından ilgilendiren bir bilgi notu var. Kısaca aktarıyorum:
- Halen Irak’ın güneyi Basra Körfezi’ndeki limanlardan ciddi miktarda petrol yükleniyor. Tankerler geliyor, hortumlar baÄŸlanıyor. Petrol yüklenip gönderiliyor. İşte bu petrol borularının yanında bir sayaç var. Tankere yüklenen petrolün miktarını ölçüyor. Her sayacın başında da bir ABD askeri nöbet tutuyor. Sayaçlar bozuk. Bir tankere ne kadar petrol yüklendiÄŸini bilmek mümkün deÄŸil. O askerin elinde…
Bilmem bu bilgi notu size bir ÅŸeyler ifade etti mi? Petrol aşırı pahalı hale getirildi. Ve ne garip bir rastlantıdır ki, tam böyle bir dönemde dünyanın en pahalı petrolü Irak’tan bedavaya çekiliyor. Bunun adı “çaÄŸdaÅŸ ganimet”tir. Ve bire bin kazanmaktır…
ALTINCI YAZI
RUSYA’YA BİR SORU
RUSYA Fethullah Gülen organizasyonunda olduÄŸu ileri sürülen okulların faaliyetlerine son verdi… Acaba neden? Bu gerekçeyi herkesin bilmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye’yi hem yargı hem de devlet olarak çok yakından ilgilendiren bir durum bu. Çünkü CumhurbaÅŸkanı Abdullah Gül dışiÅŸleri bakanlığı döneminde bu okullar için büyükelçiliklerimize olumlu yazılar yazmıştı. Ve Yargıtay Cumhuriyet BaÅŸsavcısı Gül’ün bu yazılarını suç delili olarak kabul edip iddianamesine koymuÅŸtu. İşte o iddianameye göre Gül ÅŸimdi Anayasa Mahkemesi’nde yargılanacak…
Yalnızca bu nedenle bile Rusya’nın gerekçesini Türk kamuoyunun bilmesi gerekiyor.
En azından Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Rusya’ya şu soruyu sorması gerekiyor:
- Biz daha önce bu okullarla ilgili büyükelçiliklerimize olumlu yazılar yazdık, teşvik ettik. Acaba bizim bilmediğimiz yasadışı bir durumları mı var?
Rusya’nın vereceği cevap merak konusudur.

You must be logged in to post a comment.