Radikal
- Eylül 11, 2008
Memleketin birinde
Biz bugün de ‘memleketin birinden’ söz etmeye devam edelim…
O memlekette kamu otoritesi çok büyük, çok değerli bir şirketini satışa çıkarmıştır. Bu, uzun yıllardır beklenen, dünyanın dört bir yanından o sektörde yer alan devlerin katılması umulan ve milyarlarca dolar tutması beklenen bir satıştır.
Satışla ilgilenenler arasında bir bölge ülkesinin eski başbakanının şirketi de vardır. O eski başbakan, bu bölgede işlerin nasıl yürüdüğünü bildiği için kuvvetli bir yerli ortak da aramaktadır.
‘Kuvvetli yerli ortak’tan kasıt, mali kuvvet değil siyasi kuvvettir. ‘Kuvvetli yerli ortak’ın hükümet nezdinde, özellikle de satışı gerçekleştirecek olan hükümet nezdinde etkili olması beklenmektedir. Bu bölge ülkesinin eski başbakanı, kendisine ulaştırılan listeden kimi yerli işadamlarıyla bizzat görüşmeler yapar, ortaklık önerilerinde bulunur. Ama nedense kimse öneriyi kabul etmez.
Bu görüşmelerinden birinde, hükümetle bağlantılarını ve bilgi alma kabiliyetlerini anlatmak için görüştüğü işadamlarından birine ‘Hükümetle bağlantılarımızı sağlıyor’ diyerek bir isim de verir. Üstelik bu ismi, kendisine ait ofiste görüşüyor olmasına rağmen yüksek sesle dile getirmez de onun yerine küçük bir kâğıda yazıp muhatabına okutur. Kâğıttaki isim, Türkiye’de mukim bir yabancı uyruklu gazetecidir, bu gazeteci için ‘Kendi ülkesince Türkiye’ye yerleştirilmiş kışkırtıcı ajan’ olduğuna dair raporlar vardır; hadi biraz daha tarif edeyim, bu gazeteci o eski başbakanın ülkesini yıllardır fiilen idare eden, hatta uzunca bir süre işgal de eden komşu ülkenin uyruğunu taşımaktadır.
Aradan zaman geçer, bu eski başbakanın şirketi kendine bir türlü ‘kuvvetli yerli ortak’ bulamaz ya da bu böyle sanılır, ihale tarihi gelir ve bir bakılır ki ülkenin bu dev, kendi alanında tekel oluşturan şirketine, o sektörde dünyaca tanınmış hiçbir şirket ciddi olarak talip değildir. İhale sonunda şirket, bölge ülkesinin eski başbakanının sahibi olduğu dev gruba satılır. Fiyat da kötü değildir.
Şirketin yeni sahiplerinin kontrolüne girmesinden sonra, bütün devralınan büyük kamu şirketlerinde olduğu gibi, yeni yönetim bir konsolidasyona gitmek için şirketin iş yaptığı ana iş kolu açısından çok önemi olmayan varlıklarını ve verimsiz birimlerini devreden çıkarmaya hazırlanır.
Bu şirketin de satılabilir nitelikte çok sayıda gayrimenkulü vardır. Bir başka yerli işadamı, şirketin bu satılık gayrimenkullerinin bazılarıyla ilgilenir, almak ister ve bu amaçla şirketin yabancı uyruklu genel müdürünü ziyaret eder. Genel müdür, işadamına ‘Bu işle ben doğrudan ilgilenmiyorum, sen Abdullah beye git, onunla konuş’ der.
Peki kimdir Abdullah bey? Resmi düzeyde şirketle hiçbir ilgisi olmayan, bir yandan kendi ihracat şirketini yöneten, bir yandan da faizsiz bankacılık yapan bir yabancı kökenli bankanın yönetim kurulunda yerli başkan yardımcısı olarak görev yapan bir kişidir bu.
İşadamı, Abdullah beyle ilgili bilgi edinmeye çalışır ve o zaman görür ki Abdullah bey dışarıda durmasına rağmen söz konusu şirketin bazı işleriyle doğrudan bağlantılı, hatta
neredeyse son sözü söyleyen kişi konumundadır. Özellikle eleman alımı gibi konularda. Hatta şirket yönetim kurulunda Abdullah beyi temsil eden bir kişi de görev yapmaktadır.
Bir süre sonra Abdullah beyin o şirketin aslında yüzde 10 ortağı olduğu söylentisi kulağına gelir işadamının. Üstelik bu söylenti bir hayli yaygındır, hatta o şirketin tedarik zincirinde yer alan veya şirketin büyük müşterileri arasında olanlar için bu durum söylenti değil bir vakıadır.
Oysa Abdullah bey, hali vakti yerinde bir kişi olmasına rağmen, o şirketin yüzde 10 ortağı olabilecek bir servete sahip olacak durumda da değildir. Kaldı ki, şirket kayıtlarında zaten böyle bir yüzde 10 ortaktan söz edilmemektedir. Acaba Abdullah bey gerçekten hissedarsa, şirkete sahip olan şirket veya şirketlerin yurtdışındaki birimlerinde mi hissedardır? Bu konu da aydınlığa kavuşamaz, çünkü sahip konumundaki şirket ve şirketler, şeffaflığıyla meşhur olan ülkelerde mukim değildir, tam tersine kapalı ilişkilerin yürüdüğü ülkelerdedir o şirketler çoğunlukla.
Peki kimdir Abdullah bey? Ayakkabıların kapı önünde çıkarıldığı dairelerden oluşan bir mütevazı apartmanda oturan, dini bütün ve kendi ticaret yaptığı alanda (hububat)
başarılı bir işadamıdır.
Hemen akla, ‘Acaba Abdullah bey başka birilerinin mutemedi midir?’ sorusu gelir ama bunu kanıtlamaya, Abdullah bey konuşmadıkça imkân yoktur. Ancak, bölge ülkesinin eski başbakanının (ki kendisi daha sonra bir suikasta kurban gitti) bu devasa şirketi almaya hazırlanırken hükümetle sağlam bağlantılar aradığı, bunun için her şeyi göze aldığı hatırlanacak olursa, Abdullah beyin rolünü daha ayrıntılı düşünmek gerekir.
Son olarak, Abdullah beyin becerikliliği üzerine birkaç not: İddiaya göre Abdullah bey, sahibi olduğu yüzde 10 hisse için henüz para ödememiştir ama ‘opsiyon’ kullanmaktadır. Bu dönemde, şirkete sahip olan ana şirketin bir kısım hissesi el değiştirir. Bu el değiştirme sırasında, bizim konumuz olan şirketin değeri satınalma değerinin hemen hemen iki katı olarak gösterilir. Ve dolayısıyla Abdullah beyin henüz parasını ödemediği hisseleri de iki kat değerlenir. Yani Abdullah bey durduğu yerde ve taş atıp eli yorulmadan dünyanın parasını kazanır. Daha da ilginci, bu hisse el değiştirmesinin ilan edildiği törende, sözde bu işlerde hiçbir dahli olmayan, adı hiçbir resmi kâğıtta yazmayan Abdullah bey de bulunmaktadır. Törene ilişkin fotoğraflarda bilen gözler Abdullah beyin gülümseyen çehresini görmüşlerdir.
‘Becerikli Abdullah bey’in henüz parasını ödemediği hisselerinin değeri konusunda bir
fikir vermesi için bazı farazi rakamlar vermek de isterim. Diyelim kamu otoritesinin sattığı büyük şirketin ihale değeri 11 milyar dolar, Abdullah beyin yüzde 10 hissesinin değeri ise
1.1 milyar dolar olsun. Daha sonra bu şirketin değeri 20 milyar dolar olarak gösterilsin, yani Abdullah beyin ‘serveti’ oturduğu yerde farazi olarak 900 milyon dolar artmış olsun.
***
‘Memleketin birinde’ becerikli Abdullah beyin hikâyesini okudunuz. Acaba Abdullah beyin kendi parası ve iş becerisi midir onu ülkenin en büyük şirketlerinden birinin yüzde 10 ortağı yapan, yoksa o başkaları adına bu hisseyi üstünde mi taşımaktadır?
Olan basit (ama büyük paraların döndüğü) bir yolsuzluk mudur, yani kişilerin cebine para mı akmaktadır, yoksa daha önce görülmemiş, duyulmamış bir şey, bir siyasi anlayışın, bir siyasi partinin yolsuzlukla beslenmesi midir?
‘Memleketin birinde’ öyküleri yarın çok ama çok heyecanlı bir banka satışı, daha doğrusu satamayışı öyküsüyle devam edecek.

You must be logged in to post a comment.